2 Kasım 2013 Cumartesi

Kurumsal Hayat ve Etiketler

Farkında mısınız? Etraf onca yıllık eğitim ve mesleki deneyimin ardından radikal bir kararla hayatını değiştiren insanlarla dolu. Belki de algıda seçicilik nedeniyle onları fark ediyorum. Kurumsal dünyadaki afilli pozisyonlarını bırakıp bir maceraya atılan deliler gözüyle bakıyor toplum onlara. "Geçici bir hevestir, aklı başına gelir," diyorlar. Eminim benim için de böyle düşünenler vardır. Çünkü etiketler önemli onlara göre. Emeklerinizin takdir edilmediği, mutsuz olduğunuz kurumsal çatı altında, falanca biriminin filanca sorumlusu olmak onlara göre pek makbul. 

Bir zamanlar ben de böyle düşünüyordum. Fakat sonra üst üste maruz kaldığım haksızlıklar, insanların ikiyüzlülüğü, etrafa at gözlüğüyle bakmaları ve iktidar hırsları tepemin tasını attırdı. Bir alternatif bulduğumu düşündüğüm anda da, etraftan gelen tüm "yapma, etme" telkinlerine rağmen kararımdan dönmedim. Kurumsal hayata dair özlediğim tek şey bir iki gerçek dost, o kadar. 

İstifa ettiğim gün üniversitedeki bir müdürümüz "Ne yapacaksın peki? Evde Seda Sayan mı seyredeceksin?" diye sormuştu! Düşünce şekline bakar mısınız? Geçen gün de bir arkadaşımız "Artık evde oturduğuna göre..." diye başlayan bir cümle kurdu. Bu yorumları yapanların ikisinin de erkek olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Zira erkekler için "evden" yapılan işler iş değil arkadaşlar. İlle kendilerine ait olduğunu sandıkları o çetrefilli dünyaya adım atıp, takımlarınızı giyip, makyajlı süs bebekleri gibi ortalıkta dolanmanızı bekliyorlar. Hatta bir de kemik çerçeveli bir imaj gözlüğü takarsanız ne ala! O zaman ciddi / çekici iş kadını kimliğinizle daha rahat kabul ediyorlar sizi. Ama evden çalışan bir kadını kafalarında bir yere koyamıyorlar bir türlü. 

Aslında erkeklere haksızlık etmemeliyim. İstifa mektubumu okuyan bir kadın yönetici de, "Bu çevirmenlik işi seni tatmin edecek mi?" diye sormuştu. Keşke kendisine tatminle ne kastettiğini sorsaydım. Sanırım sıfırdan bir birim kurmamı sıfır takdir politikasıyla destekleyen yöneticilerimiz, sıfır yetki-tam sorumluluk prensibini benimseyerek ve sektörün çok altındaki maaş artışlarıyla bana mükemmel bir kariyer fırsatı sunduklarını düşünüyorlardı...

"Peki, sonra ne yapacaksın?" Bu da sık sık yöneltilen bir soru. "Size ne?" şeklinde cevap vermeme az kaldı.  Belki ömrümün sonuna kadar çeviri yapacağım, belki yazar olacağım, belki editör, redaktör olacağım... Ama bildiğim bir şey var ki, bundan sonra çalışabileceğim en "kurumsal" yer, en fazla bir yayınevi olabilir.

Durumu çok sevdiğim bir arkadaşımdan alıntı yaptığım bir karikatürle özetlemek istiyorum. Sevgiyle kalın:)